Kâğıda Dökülen Vicdan
Herkes gazeteci olabilir… ama her gazeteci adam olamaz.
Bu yazı, kalemi çıkar için bükülmeyen, hakikati halkla paylaşanlara saygıyla…
Gazetecilik...
Sadece yazı yazmak değildir; bir milletin aynasına mürekkep damlatmaktır.
Kimin kalemi adaletin terazisindeyse, onun cümleleri ağır çeker bu topraklarda.
Ama bazı teraziler vardır ki kefesinde altın tartılır, sözde adaletle...
Oysa ne vicdan ne de hakikat o kefeye hiç konmamıştır.
Bugün bazı köşeler, yozlaşmış bir pazarın kokuşmuş tezgâhlarına dönüşmüş durumda;
başlıklar etiketten yoksun, içerikler ise satın alınmış yalan kumaşlardan ibaret.
Muhteris ruhlar, kalemi gasp ederek hakikatin önüne set kurmuş;
vicdanın sesi kısılmış, çıkar çığlıkları yüksek perdeden yankılanmaktadır.
Her satır, kime hizmet ettiğini fısıldar; yalnızca gören gözlere, bilen yüreklere...
Kimi kalemler vardır; mürekkebi kurusa da onurunu kaybetmez.
Çünkü bilirler:
Bir yazının değeri, kaç tıklanma aldığıyla değil, kaç vicdana dokunduğuyla ölçülür.
Ama bazı eller, kalemi silah belleyip şahsi hesaplar için sıkar cümleleri.
Ne haberdir o ne bilgi; düpedüz niyetle sarılmış bir tehdittir o satırlar.
Ahlaklı gazetecilik, yalnızca doğruyu yazmak değil, yanlışın önünde diz çökmemektir.
Bir manşeti korkusuzca atmak değil sadece; o manşetin hesabını yüreğiyle verebilmektir.
Ve öyleleri vardır ki; patronunu değil halkı memnun etmeye yazar.
Sabahı aç karna karşılayan çocukların geleceğini dert eder.
Kahve köşelerinde yüksek sesle konuşulan adaletsizliği işitir.
Gündem diye sunulan sığlıklara kanmaz.
Ama günümüzde bazılarının derdi halk değil, hâl.
Onlar için önemli olan hakikat değil, erişim grafikleri...
Bugün neyi savunsam, kime dokunsam da daha çok görünüp daha çok kazanırım?
İşte o an, gazetecilik susar; gösteri başlar.
Ve perde açıldığında, başrolde gazeteci değil, bir figüran vardır.
Replikleri ezber, duyguları kiralıktır.
Halk bunu anlar.
Saklayamazsınız gerçekleri.
Her ne kadar sessiz görünse de, bu milletin yüreği kayıt tutar.
Hangi yazı samimi, hangisi sipariş; hangi söz hakikate dokunuyor...
Hepsinin izi kalır.
Çünkü bu millet yalanı kokusundan tanır,
sayfaya sinen niyeti kelimenin tonundan ayıklar.
Ve bazı kalemler vardır ki sadece yazmaz, yaşar.
Onları okurken içiniz serinler.
Çünkü orada taraf değil tavır vardır.
Çünkü bilirler:
Gazetecilik cesaretle değil, karakterle başlar.
Ve karakter, ne parayla alınır ne makamla satılır.
O, insanın içindeki dürüstlük pusulasıdır.
Soralım o halde:
Hakikatin peşinde misiniz, yoksa çıkarların mı hükmediyor kaleminize?
Kim için yazıyorsunuz?
Kime hizmet ediyorsunuz?
İşte bu yüzden...
Herkes gazeteci olabilir... ama her gazeteci adam olamaz.
Ve bilinsin ki;
Kalemini eğmeyenler gün gelir tarihe geçer.
Kendini gazeteci sananlarsa, sadece dipnot olur.
Çünkü hakikatin sesi susturulsa da, izleri silinmez.
Ve unutulmasın ki:
Kalemini vicdanla taşıyanlar, sözünü korkusuzca söyleyenler,
geçici trendlere değil, kalıcı tarihe yazılırlar.
Vesselam.