Yanlış Rotada Mürekkep
Suskun kalemlerin gölgesinde değil, gerçeğin sıcağında yazılmıştır.
Ben söylüyorum.
Bir yiğit çıksın da “hayır, öyle değil” desin.
Edirne halkı da görsün: kim gerçeği yazıyor, kim gölgelere sığınıp serinlemeye çalışıyor.
On yıl boyunca Recep Gürkan’ın 43 vaadiyle avutulduk.
Gerçekleşen en fazla 12–13.
Geriye kalan 30’dan fazlası ya hiç başlamadı, ya yarım kaldı, ya niyetsizdi.
Bu süre boyunca yapılan tek şey, söz üretmek oldu; icraat gelmedi.
Gazetecilerin çoğu sessiz kaldı, kalemlerini konforlarına bıraktılar, gerçeğin sıcağına dokunamadılar.
Bazıları serin destek ve minik imtiyazlarla yetindi; beslenmeye alışmışlardı.
Başarı oranı yüzde 30. Koltuğun uzun, icraatların kısa.
Ve işte o sessiz kalemlerden biri:
Ben ona “Karşı Kalem”, nam-ı diğer Tatlı Su Kurnazı diyorum.
Hiçbir zaman halkın sesi olmadı; kalemi bazen ılık, bazen tamamen donuktu.
Gerçekleri sorgulamak yerine, sessizce Recep Gürkan’ın lehine durdu.
Sonra bir sabah, köşesinden kayboldu; mecazen Madagaskar’a gitti.
Turkuaz sular, palmiye gölgeleri, yapay huzur.
Suyun üstü berrak, altı çamur.
İşte Tatlı Su Kurnazı tam orada, gerçeğin sıcağı yerine çamurun serinliğini seçti.
Ben hâlâ buradayım; şehrin taşlarının sıcağında, gölgesiz bir kalemin ucundayım.
Kardan adamların hükmü, güneş doğuncaya kadardır.
Bugün Filiz Gencan başkan.
Filiz Gencan, şehrin geleceğini kendi rahatına kurban etmeyen nadir liderlerden biridir.
İş üretiyor, yol açıyor, şehrin taşlarını gerçeklerle dolduruyor.
Siz Madagaskar’da serinliğe sığınırken, Filiz Hanım şehrin sorunlarıyla yüzleşiyor.
Atıyor, yapıyor, üretiyor; şehir onun adımlarında nefes alıyor, sizin sessizliğiniz ise boş bir yankı.
Suskun kalan kalemler, unutmayın: yazmadığınız her satır, sustuğunuz her gün bir başkasının çıkarına hizmet eder.
Gerçekleri gölgelemenin bedeli, mürekkep lekesi gibidir — silinmez.
Edirne’nin taşları, köprüleri, sokakları biliyor: gerçek, kalemin pasını affetmez.
Sessizlik, en ağır mürekkep olur; bir gün o mürekkep elinizde değil, yüzünüzde kurur.
Bazen tek bir kalem, bir söz, bir satır, bir paragraf, binlerce suskunluğu uyandırır.
Halkın vicdanı, her gazete sayfasından hızlıdır.
Susan kalem, kendi yalanını yazar.
Yazılmayan her satır, yarın en yüksek sesten bile daha gür yankılanır.
Ey suskun kalemler, Tatlı Su Kurnazı, gazeteciler...
“Yazmadığınız her satır, bugün sizi serinletiyor olabilir; ama yarın çamurun içinde bulacak sizi.
Ve şehir — halkıyla, hafızasıyla, gerçeğiyle — asla unutmayacak.”
Ömer Faruk — Suskun kalemlerin mürekkebine inat, gerçeğin sıcağında yazmıştır.
