Ayın ilk günü umutla doğar; cüzdan biraz dolu, hesaplar boş bir defter gibi önümüzde serilmiş. Ama gün ilerledikçe hayat sessiz bir öğretmen gibi hatırlatır kendini: faturalar, market fişleri, toplu taşıma ücreti… Her kuruş yeniden ölçülür, her adım tartılır. Geçinmek sadece para işi değildir; sabır, idare, biraz da kabullenme ister.
Pazardaki sebze artık sıradan bir ihtiyaç değil; seçerken ölçüp biçilen bir lüks haline gelir. Ekmeğin fiyatı yükselince, küçük bir somun bile değer kazanır; ödenilecek her şey bir ritüel gibi hassasiyet ister. İnsan, alışveriş sepetini doldururken sadece gıda seçmez, aynı zamanda sabrını ve dayanma gücünü de tartar.
Evde elektrik faturası masanın üzerinde dururken, çocukların küçük hayalleri bir kenarda bekler. Giyilecek, yenilecek, ödenecek her şey birer dikkat gerektiren karar hâline gelir. Her hesap, her kuruş, insanı biraz daha temkinli, biraz daha sessiz bir gözlemci yapar. Ama insan hâlâ sessizce ilerler; biraz tasarruf, biraz plan, biraz umut… Ve bazen sadece “yeter ki ay sonuna ulaşalım” diye dua eder, kendi içinde küçük bir zafer kutlar.
Akşamüstü bakınca fark edilir: hâlâ ayakta olduğumuz, hâlâ birbirine tutunan eller, aynı dertleri paylaşan ama kendi yükünü de taşıyan insanlar vardır etrafta. Komşu, arkadaş, aile… Her biri sessiz bir dayanışma örneği sergiler, çoğu fark etmeden hayatın yükünü biraz hafifletir. Eksilen çok şey var, ama hâlâ kalanlar da var; tıpkı sabahın ilk ışığının karanlığa inat doğması gibi.
İşten dönerken gökyüzüne bakmak bir alışkanlık hâline gelir; bulutlar, yorgun bir insanın sessiz dostu gibi geçip gider. İnsan, yürürken kendi düşüncelerini tartar, hayatın ağırlığını omuzlarında hisseder ama yine de ilerler. Ay sonuna doğru herkes biraz yorgun, biraz endişeli, ama hâlâ ayakta. Ve belki de asıl başarı, düşmemek değil; bu dünyada hâlâ duracak kadar direnebilmektir.
Söz biter; yük kalır.
Didar Refika Ulvi
